İçeriğe geç
Kürdistan

Avukat Zîlan Esen: Kadın katliamlarına karşı toplumsal dönüşüm şart

Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Temsilcisi Avukat Zîlan Esen, kadın katliamlarının münferit olmadığını, erkek egemen sistemden beslenen sistematik bir şiddet olduğunu belirterek cezasızlık politikalarına ve toplumsal dönüşüm ihtiyacına dikkat çekti.

Haber Merkezi3 dk okuma
Paylaş
Avukat Zîlan Esen: Kadın katliamlarına karşı toplumsal dönüşüm şart
100%

Okuma modu

Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Temsilcisi Avukat Zîlan Esen, kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerinin ardındaki yapısal nedenleri, devletin sorumluluğunu ve Kürdistan’daki özgün koşulları ANF’ye değerlendirdi. Esen, bu cinayetlerin asla “münferit” olmadığını, erkek egemen sistemden güç alan politik ve sistematik bir şiddet silsilesi olduğunu vurguladı.

Esen, kadın katliamlarının temelinde erkeğin kadın üzerinde tahakküm kurmasını doğal hak olarak gören toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yattığını söyledi. Geleneksel rollerin kadını ikincil konuma ittiğini belirten Esen, kadının kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma iradesinin erkek egemen sistem tarafından tehdit olarak algılandığını ve şiddet zeminini oluşturduğunu ifade etti.

Tarihsel süreçte kadının bedeni, emeği ve kimliğinin erkeğin nesnesi haline getirildiğini kaydeden Esen, feodaliteden kapitalizme geçişte bu tahakkümün biçim değiştirerek sürdüğünü belirtti. Erkek şiddetini, “tarihsel imtiyazlarını ve egemenlik konumunu kaybetmek istemeyen” erkeğin kadının özgürleşme iradesine karşı geliştirdiği siyasal bir reaksiyon olarak tanımladı.

Faillerin cesaretini anlık psikolojik dürtülerden değil, sistematik cezasızlık politikasından aldığını vurgulayan Esen, “Bir fail, karakola götürüldüğünde arka kapıdan salıverileceğini, koruma kararlarının kağıt üzerinde kalacağını, en ağır cinayeti işlese bile mahkemede ‘takım elbise giyip boyun bükerek’ iyi hal indirimi alabileceğini veya ‘namus/haksız tahrik’ savunmasının arkasına sığınabileceğini bilmektedir” dedi. Bu yargısal pratiklerin faillere örtülü bir onay ve teşvik sunduğunu belirten Esen, devletin Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi uyarınca yaşam hakkını koruma pozitif yükümlülüğü olduğunu hatırlattı.

Devletin koruyucu, önleyici ve cezalandırıcı görevlerini yerine getirmeyerek bu yükümlülüğü ihlal ettiğini söyleyen Esen, kurumsal ihmallerin münferit memur hataları olarak geçiştirilemeyeceğini, bunun kadını eşit birey olarak görmeyen ve ailenin bekasını kadının yaşam hakkının önüne koyan politikanın sonucu olduğunu vurguladı. Cezasızlık kültürü ve yasal mekanizmaların etkin işletilmemesinin şiddeti beslediğini belirten Esen, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, 6284 sayılı Kanun’un uygulanmasındaki eksiklikler, etkin soruşturma yürütülmemesi ile mahkemelerdeki “haksız tahrik” ve “iyi hal” indirimlerinin failleri cesaretlendirdiğini kaydetti.

Türkiye’de 6284 sayılı Kanun gibi mekanizmaların var olduğunu ancak işletilememesinin nedeninin yasal yetersizlik değil politik irade eksikliği olduğunu söyleyen Esen, “Kanunlar, uygulayıcıların ideolojik yaklaşımlarından bağımsız yürümeli diyoruz. Ancak siyasal iktidarın kadını eşit birey olarak görmeyen, aileyi ne pahasına olursa olsun kadının can güvenliğinin önüne koyan söylemleri, sahada uygulayıcılara normatif bir serbestlik alanı tanımaktadır” dedi. Hukukun statik bir metin değil, uygulayıcıların zihniyetiyle şekillenen canlı bir mekanizma olduğunu ifade etti.

Son yıllarda Türk Ceza Kanunu’nda kadına karşı işlenen kasten öldürme ve yaralama suçlarında cezaların artırılmasına yönelik düzenlemeler yapıldığını hatırlatan Esen, toplumsal cinsiyet eşitliğini reddeden zihniyet dönüşmedikçe yeni maddelerin işlevsiz kalacağını vurguladı. Kürdistan’da durumun farklı olduğunu iki örnekle açıklayan Esen, Muş’ta saldırıya uğrayan Fatma Altınmakas’ın Türkçe bilmemesi ve Kürtçe tercüman bulunmaması nedeniyle derdini anlatamadığını; Batman’da İpek Er’in ölümüne yol açan süreçte fail Musa Orhan’ın rütbe ve unvanından kaynaklanan koruma kalkanının tutuksuz yargılama ve ceza indirimlerine zemin hazırladığını, geçen hafta “intihara yönlendirme” suçundan verilen beraat kararının bu refleksi bir kez daha gösterdiğini söyledi.

Kadınların medyada sürekli “kurban” olarak gösterilmesinin de sorunlu olduğunu belirten Esen, erkek egemen sistemin kadınları yalnızlaştırarak varlığını koruduğunu, kooperatif, dernek, mahalle meclisi gibi kadın örgütlenmelerinin alternatif bir toplumsal yapı oluşturduğunu ifade etti. Esen, “Yeni yaşamı kurarken sadece dışarıdaki sisteme karşı mücadele etmek yetmemeli, yüzyıllardır içimize işleyen o erkeklik kodlarından arınmak için kendi içimizde de kesintisiz bir mücadele vermek zorundayız” uyarısında bulundu.

Yerel yönetimlerin güvenli sığınma evleri açma, anadilinde hukuki, psikolojik ve sosyal destek sağlama ve kadın kooperatiflerini destekleyerek ekonomik bağımsızlığı teşvik etme yükümlülüğü olduğunu belirten Esen, toplumun da şiddeti sadece ihbar etmekle kalmayıp mahallede, iş yerinde ve ailede kadını baskılayan tüm erkek egemen denetim mekanizmalarına karşı tavır alması gerektiğini söyledi. Esen, “Kadını kendi hayatı üzerinde tek karar verici, özgür ve eşit bir birey olarak kabul eden ve bu hakka koşulsuz saygı duyan zihniyet inşa edilmediği sürece, şiddeti besleyen bataklığı kurutmak mümkün olmayacaktır” dedi.

Haberleri anında Telegram’dan alın

Her akşam günün özeti de kanalda.

Bülten

Öne çıkanlar e-postanda

Haftalık seçki — spam yok.

Kürdistan

İlgili haberler